Özgün

Ψ

Koridor sonu yokmuşçasına uzanıyordu. Etrafta hiçbir lamba olmamasına rağmen garip, beyaz, loş bir ışıkla aydınlanmıştı. Sanki duvarlardan sızan bir ışıktı. Arkasına baktı. Koridor o yönde de uzanıyordu fakat bir süre sonra bulanıklaşıyor gibi görünüyordu. Bir süre durdu ve ne yapacağını bilemeden seyretti.


Keşfetme duygusu kontrolü ele geçirince yürümeye başladı. Biraz ilerledikten sonra, sağda ve solda kapılar olduğunu farketti. Kendilerini belli etmeye çalışmayan ama orada olduğu farkedilen kapılar. Daha dikkatli baktığında kapılar üzerinde yazılar olduğunu gördü. Ya da en azından yazı olduğunu düşüdüğü şeyler, çünkü ne kadar dikkatli baksa da okuyamadığını farketti. Bulanıklaşıp, karışma eğilimdeydiler. Bir süre daha yürüdükten sonra, belirsiz bir dürtüyle durdu. Solundaki kapılardan birinde bir farklılık vardı. Diğer kapıların aksine kırmızımsı bir rengi vardı ve biraz daha parlak gibiydi. Girmemesi için isyan eden tüm dürtülerini bir kenara atıp kapıyı açtı ve içeri adım attı.


Oda sıradan görünüyordu. Koridordakine benzer şekilde duvarlardan sızan bir ışıkla aydınlanıyordu. Sağ taraftaki kare pencere dışarıya açılan tek bağlantı gibiydi. Dışarıda temiz bir bahar sabahını andıran bir manzara vardı. Aniden içinde kabaran bir endişeyle arkasını döndü. Girdiği kapının yerinde pürüzsüz bir duvar vardı. İnanmayarak ilerleyip duvara dokundu. Çıkış yoktu. Odaya göz attı. Bir masa ve sandalye dışında boştu. Pencereden bakarak, masada oturarak vakit geçirmeye çalıştı. Zaman ilerlemiyor gibiydi. Bir süre sonra köşedeki yatağı farketti. Hep orada mıydı? Sonradan mı belirmişti? Anlayamadı. Bir süre daha oyalandıktan sonra yatmaya karar verdi.


Gözlerini kapaması ve açması arasında hiç zaman geçmemiş gibiydi. Pencereden dışarı baktığında aynı bahar sabahı manzarasıyla karşılaşınca bu düşüncesini doğruladığını düşündü. Ama odada bir farklılık vardı. Karşısında bir kapı duruyordu. Hatırlayabildiği kadarıyla girdiği tarafta değil, tam karşı tarafta belirmişti. Şekil olarak odaya girerken kullandığı kapıyı andırıyordu, fakat içten gelen kırmızı rengi daha koyu ve daha berligin gibiydi. Bir süre kapıyı şüpheyle süzüp ne yapacağına karar vermeye çalıştı. Sonra düşünmenin anlamsız olduğuna karar verip kapıya doğru ilerledi ve açtı.


İçeri girdiği yeni oda bir öncekinin neredeyse aynısıydı. Pencereden gördüğü kadarıyla bahar havasının yerini kış öğleden sonrası almış gibiydi. Oda ise girdiği kapıya benzer şekilde koyu kırmızı bir ışıkla parlıyordu. Yatağı görmeyi bekleyerek köşeye baktı ve görünce mutlu oldu. Yorgun hissediyordu. Yatağa gidip yattı.


Uyandığında - belki de hiç uyumamıştı ama kendini dinlenmiş hissediyordu - odayı bıraktığı gibi buldu. Yine de rahatsızlık veren bir farklılık vardı. Diğer köşede bir sehpa üzerinde bir radyo görünüyordu. Eski ahşap kasalı düğmeli radyolardan biriydi. Çekinerek düğmeyi çevirip açtı. Çalan müzik tuhaf bir biçimde tanıdık geliyordu. Gitar sesini ayırt edebiliyordu ama melodinin ne olduğunu hatırlayamamak rahatsızlık verdi. Bir süre dinledikten sonra kapatmaya yeltendiyse de düğmeler işlevsizlemiş gibiydi. Radyo çalmaya devam ediyordu. Huzursuzluk içinde yatağa dönüp gözlerini kapadı. Gözlerini açtığında ne kadar zaman geçtiğini veya zaman geçip geçmediğini anlayamadı. Radyo aynı melodiye devam ederken dışarıdaki manzarada da bir değişiklik yoktu. Oda, aynı bıkkınlık veren kırmızı ışıkla aydınlanmaya devam ediyordu. Girdiği kapı tarafına boş bir duvar göreceğini bile bile baktı ve üzülerek hayal kırıklığına uğramadığını gördü. Yatağa geri dönüp gözlerini kapadı.


O tanıdık zamansızlık hissiyle gözlerini açtı. Değişikliği hemen farketti. Odaya girdiğinin aksi yönünde iki ayrı kapı duruyordu. Birisi gök mavisini andıran bir tonda parlıyordu. Diğeri ise tuhaftı. Hala kırmızı olduğu hisedilebiliyordu ama sanki siyah bir ışık yayıyor gibiydi. Anlam veremeden bir süre kapıları seyretti. Radyodaki melodi kurak tırmalayan tanıdıklıkla devam etse de canlanmış gibiydi. Odadan dışarı çıkma hissiyle çepeçevre sarıldı. Bütün mantık hücreleri itiraz çığlıkları atmasına rağmen siyah-kırmızı kapıya ilerledi ve açtı. Ardında görünür bir şey yoktu. Zihninin arka planındaki çığlıklara rağmen karanlığa adım attı.


İçeri adım attığında iki büklüm bir şekilde yere kapaklanmak zorunda kaldı. Karnındaki sancı hareket etmesini imkansız kılıyordu. Bir tabak kırık cam yutmuş gibi hissediyordu. Gözleri sımsıkı kapalı bir şekilde nefes almak için çaba göstererek öylece yattı. Ne kadar zaman geçtiğini hala anlayamıyordu fakat zamansızlık hissini artık kanıksamış gibiydi. Sonunda rahatlar gibi olduğunda gözlerini açtı. Veya açamadı. Fark yok gibiydi. Her şekilde zifiri bir karanlıkla sarılı durumdaydı. Karanlığı sevdiğini zannederdi ama yine de içten içe bir panik duygusunun berlimeye bağladığını farketti. Doğrulup el yordamıyla girdiği kapıyı bulmaya çalıştı. Kapı her zamanki gibi orada değildi. Odanın kalanını elleri ile keşfetmeye çalışma fikri içindeki panik duygusuyla pek iyi anlaşamadı. Yere çöküp girdiği kapının olması gerektiği duvara sırtını dayadı. Gözlerini kapadı.


Gözlerini açarsa, kapalı halinden farklı bir şey göremeyeceğinden korkarak öylece oturdu. Odaya girmeden önce kafayı yedireceğini düşündüğü radyoyu özlediğini farketti. Sinir bozucu melodiyi mutlak sessizliğe tercih ederdi. Her türlü duyusundan mahrum şekilde yokluğa adım atmış gibiydi. Yokluğun huzur verici olduğunu düşünürdü. Ama buradaki sorun yokluğun bilincinde olmasıydı. Zamanın geçip geçmediğini kestiremiyordu. Bir şekilde cesaretlenerek gözlerini açmaya karar verdi ve açtı.


Siyahlık yer yer koyu gri ile yer değiştirmişti. Gözleri mi alışmıştı yoksa ışık mı girmeye başlamıştı tam ayırt edemedi. Ama sonuç olarak odayı belli belirsiz seçebiliyordu. Görebildiği kadarıyla dikdörtgen bir odaydı. Kalkıp yürümeye başladı. Oda, yaklaşık dört adıma beş adım boyundaydı. Ve tamamen boştu. Uzun olan durvarlardan birinin yerinde parmaklık vardı. Ama parmaklığın arkasını ve orada ne olduğunu bu karanlıkta seçmesi mümkün değildi. Zihninin mutlak boşlukla dolmasına engel olmak için boş odada yürümeye başladı. Ölçüsüz br süre boyunca bu ritüelle zihnini avuttu. Yorulmaya başladığında kalktığı yere dönüp oturdu. Sırtını dayayıp farklı bir karanlığa geçmek için gözlerini kapadı.


Gözlerini açtı ve tanıdık grilikle sarıldı. Etrafının saran griliğin tonu biraz daha açılmış gibiydi. Belki ışık kuvvetlenmişti. Belki de yanlış hatırlıyordu. Hafızasına güvenip güvenmemek konusunda şüpheleri vardı. Ama artık odayı daha net seçebildiği kesindi. Parmaklıkların arkası ise belirsizliğinden hala feragat etmemişti. Odada yeni bir şey olmadığını düşündüğü anda karşısındaki dikdörtgeni farketti. Odayı aydınlatan grilikle bütünleşmiş gibiydi ama dikkatli bakılırsa hatlarını seçmek mümkündü. Bir süre herhangi bir şey düşünmeden dikdörtgeni izledi ve bir anda bunun kapı olduğunun farkına vardı. Kapının arkasında daha kötü bir şeyle karşılaşma endişesiyle öylece bakarak oturdu. Bundan önce geçtiği her kapı onu daha kötü bir duruma itelemiş gibiydi. Sonunda kararsızlığını yenip kapıyı açma cesaretini buldu ve adımını attı.


Beyazlıkla sarıldı. Karanlıktan sonra gözlerinin ışığa alışması zaman aldı. Kendisini başladığı koridorda buldu. Koridor aynıydı ama farklıydı. Başlangıçsızlık hissini aynı şekilde veriyordu, fakat hatırlayabildiği kadarıyla kapılar farklıydı. Sessiz bir dinginlikle kıpırdamadan seyretti. Ne yapacağından emin değilmiş gibi kararsızlık içinde durdu. Bir süre sonra yürümeye başladı. Çok ilerlemeden sol tarafındaki mavilik dikkatini çekti. Mavi. Kapı. Odada gördüğünün aynısı gibiydi. Diğer kapılardan ayrılıyordu, bu kadarı kesindi, ama kırmızı kapı gibi hipnotize ederek girmesini sağlamaya çalışıyor görünmüyordu. Buna rağmen, girmenin kendi isteği ve kararı olduğunu bilerek, kapıyı açtı ve içeri girdi.


Oda öncekilerle neredeyse aynıydı. Bir yatak, bir pencere ve köşede duran radyo. Biraz odada dolaştıktan sonra pencereden dışarıyı seyretti. Ilık bir bahar günbatımını andıran bir hava vardı. Bahar güneşinin ışıkları etrafı kızıla boyamıştı. Biraz uzakta bir oda seçilebiliyordu. Dikkatli baktığında bunun ilk girdiği kırmızı oda olduğunu farketti. Tepki olarak midesinden gelen bir burkulma hissetti. Bir süre bu karışık duyguya direnmeye çalıştı, fakat sonunda pencereden uzaklaşmak zorunda kaldı. Odaya döndüğünde odanın mavi bir ışıkla aydınladığı dikkatini çekti. Mavinin genelde soğuk olduğu izlenimi aklına geldi. Buradaki mavi ton huzur veriyordu. Ürkek adımlarla radyoya yaklaştı ve açtı. Bu sefer bir piyano resitali vardı. Yine tanıdık bir melodiydi. Müzik, odanın huzur veren atmosferine katkı sağlamıştı. Yatağa yöneldi ve uzandı. Kendisini müziğin ritmine bırakarak gözlerini kapadı——


Avaris - 19.08.2010 02:51